Amsterdam, yurt dışında gördüğüm ilk şehir olduğu için benim anılarımda her zaman farklı bir yer tutar. Ne zaman fotoğraflarıma baksam klasik anlatılagelen maceralı turist hikayelerinden ziyade sakin ve huzurlu bir şehir görürüm.

Aklımda kalan ilk büyük spor turnuvasının galibi olmuş turuncu renkli tribünlerin de belki bunda etkisi vardır (1988).

Amsterdam oldukça düzenli ve düz ayak bir şehir olduğu için kısa sürede genel bir izlenim edinmek isterseniz iki gün yeterli olacaktır. Alternatif olarak ise günübirlik olarak, Amsterdam şehir merkezine ortalama yarım saat mesafede yer alan farklı şehirleri gezebilirsiniz.

Amsterdam’da şehir karmaşasından uzaklaşmak için merkeze bir kaç durak mesafedeki Vondelpark’a gitmenizi öneririm. Tarihi 19. yüzyılın ortalarına dayanan parkta keyifli bir gün geçirebilirsiniz.

Şehre iki kez, 2008 Ocak ve 2011 Mart ayında gitme fırsatım olduğu için çoğu yerini gezme fırsatı buluyorum. 

Amsterdam’da tekne turu

Amsterdam’a gittiğim iki seferde de tekne turuna katıldım. Özellikle güneşli bir günde hayli keyifli olabilir. Yaklaşık bir saat süren tekne turları için otel girişlerindeki indirim kuponlarını kontrol etmeyi unutmayın!

Yaklaşık bir saat süren kanal gezisi sırasında manzarayı seyrederken rehberi de dinlemeyi ihmal etmeyin. Ufak bir ipucu ile, Herengracht ile Reguliersgracht kanallarının kesiştiği noktada tekneden biraz eğildiğinizde 14 kanal köprüsünü peşi sıra görebilirsiniz!

Amsterdam ve Amstel nehri

Amsterdam ve Amstel Nehri

Birbirine benzeyen Amsterdam kanalları kıyısında dizilmiş bitişik nizam apartmanlarda geniş pencereler ve pencere kenarlarında sıralanmış şık vazolar, rengarenk çiçekler göreceksiniz. Tüm bunlar klasik Hollanda kültürünün birer yansıması!

Eski zamanlarda, Hollanda’nın soylu ailelerinde evin hanımının evini çiçeklerle süslemesi ve evin küçük prensesinin de yaşanılan evin birebir kopyası bir oyuncak ev ile oynaması oldukça sıradanmış. Rijksmuseumda gördüğüm bir oyuncak evin bilgi kartında da anlatıldığı üzere, bu minyatür evlerdeki tüm mobilyalar, detaylar özel olarak tasarlanır ve sipariş edilirmiş.  Sunay Akın’ın oyuncak hikâyelerini her dinlediğimde veya Dolmabahçe Sarayının Haram bölümünde, saray çocuklarının boylarınca oyuncaklarını gördüğümde bu oyuncak evi hatırlarım.

Amsterdam Rijksmuseum

Rijksmuseum (Ulusal Müze) güzel bir binada güzel bir müze. Özellikle soğuk ve yağışlı bir günde sıkılmadan saatlerce gezilebilecek kadar zengin hazırlanmış. Ben orada iken çoğu bölümünün restorasyonda olmasına karşın ünlü ressam Rembrandt’ın galerisini gezmek bile birkaç saatimi alıyor.

Hollanda tarihi ve Hollandalıların sosyo-kültürel hayatlarındaki pek çok değişimi, gelişmeyi bu müzede gözlemleyebilirsiniz. 

1885’de açılan müze birbirine bağlı labirent gibi salonlardan oluşur. Tarihi binanın mimarisi Victoria dönemi gotik tarzın bir örneğidir.
Merkezi Gar Binası (Central Station) ile aynı dönemde ve aynı mimar tarafından tasarlanmış çok güzel bir yapı!

Spui Meydanı’na ve Beijing bölgesine çok yakın olan Amsterdam Tarih Müzesi de Avrupa tarihi meraklılarınca tercih edilebilir bir müze. Meydana kadar gelmişken en azından müzeye giden koridorun taş kemerine göz atmalısınız. Bu kemerin de Amsterdam kanalları üzerindeki diğer tuğla binalar gibi yana doğru yatık olduğunu çok net görebilirsiniz! Bunun nedeni binaların çamur zemin üzerine çakılmış kazıklara oturtulmuş olması ve zeminin zaman içindeki hareketliliği olarak açıklanıyor.

Amsterdam Rijksmuseum

Amsterdam Rijksmuseum

 

Amsterdam panoramik şehir turu

Şehre ilk kez gittiğimde iş dışında gezip görme fırsatı bulamayacağım ve şehre vardığım Pazar günü de hava çok soğuk olduğu için otel panosundaki ilanlara bakarak bütçeme uygun günübirlik bir tura katılmayı tercih ediyorum. Özellikle rehber anlatımı eşliğinde, kısa sürede çok yer görmek isterseniz veya bulunduğunuz şehir ile ilgili güvenlik endişeleriniz var ise veya kendinizi yalnız hissediyor iseniz bu tarz bir tura katılarak keyifli vakit geçirebilirsiniz.

Altmışlı yaşlarındaki bir şoför ve yine aynı yaşlardaki rehber bir hanım eşliğinde yağmurlu Amsterdam sokaklarında otobüs ile geziyoruz. Hem pencereden manzarayı seyrediyor hem de rehberin anlattıklarını not almaya çalışıyorum. 

Anlatıldığına göre; Amsterdamlılar, toprakta yerleşilecek yeterince yer kalmayınca, kanallarda ve tekne evlerde yaşamaya başlamışlar. Venedik’den daha fazla kanalı ve Paris’den daha fazla köprüsü olan şehrin kanallarında yerleşik 2500 den fazla kayıtlı tekne ev bulunuyormuş. Bu evlere su, elektrik gibi hizmetler belediye tarafından sağlanıyor.

Konutların %80’inde kiracılar, %20’sinde ev sahipleri oturuyormuş ve kiralar da oldukça yüksekmiş (özellikle “yeni bölge” denilen yapay adada çok daha yüksek)

Rehberimiz sadece Amsterdam ve Hollanda tarihinden değil günlük hayattan da bahsediyor. Geleneksel mimaride geniş pencereler oldukça önemli iken modern mimarların insanları kutu kutu dairelerden ibaret yüksek gökdelenlere mahkum bırakmasını eleştiriyor!

Tarihi şehirde inşaat yapmak için kaygan çamur zeminde kazık dikmek gerekmiş ve bu görevi de zamanında belediye üstlenmiş. Belediye ise yüksek inşa maliyetini karşılayabilmek için cephe genişliğine göre yüksek emlak vergileri belirlemiş. Bu durumda, halk alçak ve geniş evler yerine dar ve yüksek evler yaptırmayı tercih etmiş. Dünyanın en dar binası da Singel Sokağı’ndaki 7 numarada imiş, cephe genişliği sadece 1 metre!

Gelenekçi halkın karşı çıkmasına karşın, 15-17. yüzyıldan yadigar yaklaşık altı bin binanın yer aldığı şehir merkezinde ulaşımı sağlayabilmek için 16 kanal doldurularak yol haline getirilmiş.

İç içe sıralanan üç tane ana kanal var ve bu kanalları çevreleyen Ortaçağ kentinin dış duvarları da bugün Singel Kanalı olarak en dışta yer alır.

  1. Heren grancht (Centilmen Kanalı)
  2. Kaizers grancht (İmparator Kanalı) – ki bence 3 kemerli köprüleri ile en güzel kanal!
  3. Prinsen grancht (Prenses Kanalı)

Sokak adları ve numaralarıyla belirtilen resmi adres sistemi, 1795 yılından beri kullanılıyormuş. Ondan önce, ticari binaların amacını ve evlerin yerini bildirmek için çatı taşları ve duvar plakaları kullanılıyormuş. Adreslerde “Red Fox’dan sonraki üçüncü ev” ya da “el işaretinin bittiği” gibi ibarelere rastlanıyormuş. Bu levhalar, o dönemde olduğu gibi, bugün de eski yerlerinde görülebilir.

Amsterdam'da bir sokak pazarı

Amsterdam’da bir sokak pazarı

Amsterdam Elmas Müzesi

Panoromik otobüs gezimizin son noktasında “Diamond Museum”u geziyorum. Burada, özellikle keşif gemilerinin işgal ettiği sömürge ülkelerden, özellikle Güney Afrika ve Hindistan madenlerinden getirilen elmasların nasıl pırlantaya dönüştürüldüğünü uygulama sırasında ustaların ellerinde görebilirsiniz. Atölyede Avrupa kraliyet ailelerinin çeşitli fotoğrafları ve kraliyet taçlarının minyatürleri sergileniyor.

Bugün İngiltere Kraliyet ailesine ait tüm orijinal taçlar ve mücevherler ile birlikte Londra Kulesi’nde sergilenmekte olan Büyük Britanya Kraliyet Tacı da Amsterdam’da imal edilmiş. 1852’de tekrar işlenmek üzere bu fabrikaya gönderilen taçtaki elmas ancak 38 gün sonunda istenen tasarımda işlenebilmiş ve büyük taş, bu işlem ile 77,07 karat kaybettikten sonra bugünkü 108,93 karat halini almış.

Amsterdam sokak pazarları ve alışveriş

Sokak pazarlarını severim. Şehir merkezindeki popüler noktalar kadar turistik olmayan, şehre yabancı olanların da kolayca ayırt edilebildiği bu pazarlarda insanları seyrederim, alışveriş yaparım, karnımı doyururum. Bir mahalle pazarı diyebileceğimiz Albertcuypmarket gezilmeli ve türlü türlü peynirden türlü türlü hediyelik eşyaya kadar doya doya alışveriş yapılmalık bir adres!  

Waterlooplein bölgesinde Pazar günü hariç her gün kurulan bit pazarını görmeyi tercih edebilirsiniz. Şehrin güneydoğusunda kalan ve ismini 1815 tarihli bir meydan savaşından almış Waterlooplein Meydanı’nda kurulan bu pazarda, Hindistan’dan ve Endonezya’dan gelen rengarenk pamuklu giysiler ve ikinci el eşyalar satılıyor.

Eskiden daha geniş olan bu pazar alanında; 1980’lerin başlarında yeni bir proje geliştirilmiş ve büyük protestolara karşın bu bölgede eski yahudi mahallesini oluşturan bazı kanal evleri yıkılarak “Muziek Theater ve Stadhuis” (Stopera: Stauis ve opera kelimelerini birleştirilmesi) inşa edilmiş.

Cuma günleri Spui Meydanı’nda kurulan kitap ve resim sergileri arasında dolaşabilir, mağaza fiyatlarına kıyasla daha uygun bütçelerle alışveriş yapabilirsiniz.

Munttoren Meydanı’ndan başlayıp Spui Meydanı’na kadar devam eden çiçek pazarında ilk baştaki çiçekçi sizi Türkçe olarak selamlarsa şaşırmayın! Türk arkadaşları varmış.

Bu çiçekçide satılan seramik Hollanda ayakkabı bibloları ve içlerindeki paketlenmiş lale soğanları favori hediyelik tercihim oluyor. Dönüşte, tüm lale soğanlarını paylaşıyor ve yetiştirmeyi deniyoruz ancak babam başarılı olabiliyor.

Ünlü Hollanda ineklerinin sütlerinden imal edilmiş ve renk renk paketlenmiş çikolataları veya peynirleri hediye almak olarak düşünebilirsiniz.

Amsterdam Spui meydanı

Amsterdam Spui Meydanı

Daha daha:

* Sint Nicolaas, Amsterdam’ın olduğu kadar gemicilerin de koruyucu azizidir. En önemli özelliklerinden biri, her geldiğinde çocuklara hediyeler getirmesiymiş ve çocukların Noel hediyelerini Sinterklaasvond (Aziz Nikolas, Noel baba günü) olarak kabul edilen 5 Aralık’da alması da başka bir Hollanda geleneği!

Zulümden kaçan Kataliklerin sığınabilmesi için küçük ve gizli şapeller halinde inşa edilen bu Katolik Kilisesinin inşası 1887’de tamamlanmış.

* Ana meydana çıkan geniş Damrak Bulvarı, bir zamanlar sömürgelerden gelen gemilerin demirlenip yük indirdiği bir limanmış.

* Gotik mimari eseri Oude Kerk (Eski Kilise) Amsterdam’ın en eski cemaat kilisesidir ve yapımına 13. yüzyılda, Amstelredamme henüz küçük bir balıkçı kasabası iken başlanmıştır. Zamanla şehrin nüfusu ve refahı arttıkça orijinal kiliseye şapeller eklenmiş ve oldukça süslemeli, ilgi çekici bir hal kazanmış. İçerisinde ilginç mezar taşları ve görkemli vitray camları varmış ancak ben gittiğimde restorasyon çalışması nedeni ile kapalı idi. Sade, kırmızı kapısında “tez elden evlenenin, bol vakti olur tövbeye” yazıyormuş, göremedim.

* Şehri seyretmek veya fotoğraf çekmek için kilise kulelerine de çıkabilirsiniz. İklim şartları gereği ancak Nisan-Kasım ayları arasında ve gün içinde izin veriliyor. Detaylı bilgi için, gideceğiniz tarih için ön araştırma yapmalı veya kulelerin girişinde bilgi almalısınız.

* Şehrin batısında, Jordaan bölgesindeki evler daha renkli imiş.

* Şehrin bir çok yerinde, kulelerde, sokak lambalarında, armalarda, hediyelik eşyaların üzerinde işlenmiş olan XXX işareti 1. yüzyıldan beri Amsterdam’ın sembolü imiş. Bir balıkçı olan St. Andrew’ın 1. yüzyılda X şeklindeki bir çarmıha gerilerek öldürülmesi üzerine denizci olan ahali bu şekli bayrakları olarak kullanmaya başlamış. Zamanla, balıkçıların kurduğu kenti yine bu sembolün koruduğu yönünde bir inanç gelişmiş ve bir X yangından, bir X selden, diğer X ise vebadan koruyor derken XXX işareti kraliyet hanedan arması olarak da yerleşmiş.

* Kanala nazır şık bir evi ziyaret etmek isterseniz Van Loon Müzesi veya Willet ailesinin evi aklımızda olsun!

Mart 2011