Asya’dan sonra dünyanın ikinci geniş, yeryüzünün en sıcak ve en fakir kıtası olan Afrika; gerek bitmeyen iç savaşlar ve terör, gerekse yüzyıllarca beyaz adam tarafından sömürülmüş olmanın acısı ile modern dünyada pek de gündem olmayan ülkelere ev sahipliği yapıyor.

Kıta genelinde dünya turizm pastasından gelen pay artmak ile birlikte popüler hikâyeler genellikle birkaç ülkede sınırlı kalıyor. Turizm istatistikleri ile ilgili detayları bu adresteki sunumdan inceleyebilirsiniz.

Mısır, Fas veya Güney Afrika gibi turistik birkaç ülkeye ilaveten kara kıta üzerinde yer alan 54 ülkenin ancak birkaç tanesini sayabilir veya harita üzerinde gösterebilirim.

Hal böyle iken Boston’un dört bir yanına afişleri asılmış Ancient Nubia Now! sergisi daha da ilgimi çekiyor. Fırsatı kaçırmıyor ve şehirde yaşayan arkeolog bir arkadaşımla Çarşamba akşamını müzede geçirmek üzere sözleşiyoruz. Boston Güzel Sanatlar Müzesi her hafta Çarşamba akşamları 16-22 saatleri arasında ücretsiz olarak ziyaret edilebilir!

Geçici süreli olarak açılmış sergide, müze koleksiyonuna ait 400’den fazla eser yer almakta ve dönemin refah düzeyi, kral ve kraliçelerin gücünü gözler önüne sermekte. Arkeolojik çalışmaların tarihi açısından da adeta bir yüzleşme şeklinde hazırlanmış, aynı topluma ait eserlerin dün ve bugün taşıdığı farklı anlamların ifade edildiği sergiyi ilginç ve öğretici buldum.

Şöyle ki, 20. yüzyıl başında bölgede yapılan çalışmalarda, Nubia tarihi ile ilgili pek çok bulgu ve keşif Mısır kültürüne atfedilmiş iken, günümüzde bu kadim kültürün kendine özgü kişiliği araştırılıyor ve sunuluyor!

Bir kaç galeride yayılmış sergiyi ayaklarımıza kara sular ininceye kadar dolaşıyoruz. Yaklaşık 3000 yıl önce, antik dönemde Kush, bilinen ismi ile Nubia bölgesinde pek çok krallık kurulmuş. Nubialıların temel geçim kaynakları fildişi, sığır ve altın madeni ticareti olmuş. Antik dönemde M.Ö. 8. yüzyılda Nubia kralları Aşağı Mısır topraklarını da fethederek bir asırdan uzun süre dönemin en geniş imparatorluklarından birisini yönetmişler. Nubialıların Akdeniz üzerindeki ticaret ağları Yunanistan’dan Roma’ya ve Orta Afrika’ya kadar ulaşıyormuş. Yüzyıldan uzun süre tüm Nil Vadisi’ne hakim olan Kush kralları Mısır kültürüne de sahip çıkarak yaşatmaya devam etmişler. Büyük şehirler, tapınaklar, saraylar ve Mısırlılardan daha fazla piramit inşa etmişler. Nubialı ustalar muhteşem takılar, metal işleri, mobilyalar ve heykeller üretmiş.

– – – 

Günümüzde kazılmaya devam edilen, Mısır’ın güneyinde ve Sudan topraklarında kalan antik şehir kalıntıları, tapınaklar ve piramitler 1979’da Unesco Dünya Kültür Mirası listesine alınmış.

Günümüzde, Güney Mısır ve Sudan topraklarında yaşayan mirasçılar, internette okuduğum çeşitli haberlere göre, Nil üzerine inşa edilmiş barajlar nedeni ile topraklarından uzaklaştırılmış ve yeni yapılması planlanan baraj projeleri için Nubia köylerinden uzaklaştırılacaklarmış.

ceylan derisi işlenerek elde edilmiş bir önlük detayı

ceylan derisi işlenerek elde edilmiş bir önlük detayı

Yukarı Nil Vadisi’nin hâkimi Kush krallarının, Aşağı Nil Vadisi’nde hüküm sürmüş Mısır Krallığı ile kurduğu hem siyasi hem de sosyal ilişkiler sayesinde iki kültür arasında büyük bir etkileşim oluşmuş. Hatta Sudan’daki piramit sayısının Mısır’dakinden fazla olması da bu sürece bağlanabilir. Nil’in iki yakasındaki piramitlerde Mısırlı krallar (sadece krallar) piramitlerin içindeki gizemli odalara gömülmüş iken Kush kralları ve kraliçeleri piramidin hemen önüne gömülürmüş. Kazı çalışmaları sırasında çekilmiş fotoğraflar ve sunum ekranlarında yayınlanan araştırmacı görüşleri, kadın yöneticilerin o devirdeki etkin rollerini gözler önüne seriyor. Bu videoların bir bölümünü sergi sayfasından izleyebilirsiniz!

Antik Nubia krallıkları kronolojik olarak dört bölümde inceleniyor:

  • Kerma Dönemi: M.Ö. 2400-1550 (Başkenti Nil Vadisi üzerinde Kerma, Sudan)
    • Klasik Kerma Dönemi: M.Ö. 1700-1550
  • Mısır’ın işgali (Yeni Krallık -18.-20. hanedanlıklar): M.Ö. 1550 – 1070
  • Napata (25. hanedanlık) Dönemi: M.Ö. 750 – 332
  • Meroitik Dönem ( M.Ö. 332- M.S. 364): Yunanlılarla ve Romalılarla ilişkiler

Kerma Dönemi:

Antik dönemde, Nil Vadisi’nin güneyinde yerleşmiş ve refah içinde yaşamış Nubia halkı, uzun yıllar boyunca Mısır egemenliğini tanımış. Mısırlı firavunlar, Nubia topraklarını ele geçirebilmek, şehirleri işgal etmek için valiler göndermiş, iki halkın bir arada yaşadığı, aile kurduğu irili ufaklı şehirler kurmuşlar. 

20. yüzyılda bölgede çalışan Mısır arkeolojisi uzmanlarının büyük bir çoğunluğu güney Nil Vadisinde yayan insanların bu kadar yüksek bir medeniyet kurabileceğine inanmıyor. Bu nedenle, bölgede buldukları eserleri ya görmezden geliyor ya da Mısır kültürüne atfetme eğilimde oluyorlar. Nil’in iki ucu arasında, nesiller boyu süren savaşların tek yazılı kaynağına sahip Mısırlılar açısından, Nubialılar güneyli barbarlar olarak anılıyor.

İlk galeride bizi karşılayan ve mavi renk ile sırlanmış kuvars taşından yapılmış aslan figürü Klasik Kerma dönemine tarihlenmiş. Bu teknikte, bakır ile kaplanıp pişirilen taşlar maviye dönüşüyor. Kaplamanın kırılganlığına bağlı olarak çoğu heykel pişirme sırasında renk kaybediyor. Kerma döneminde Nubialılar henüz yazı kullanmadığı ve haklarında yazılmış bir kaynak bulunmadığı için kazılarda açığa çıkarılan aslan ve koç heykellerinin güç sembolü olduğu öngörülüyor.

https://www.instagram.com/p/B5sltzyASNq/

 

Güncel bilgilere göre, Kerma döneminde Mısır ile gelişen ticaret ağları üzerinden veya Mısır ordusuna katılan asker aracılığı ile toplanıp güneye getirilen Mısırlı eserler Nubialılar tarafından ganimet veya güç sembolü olarak değerlendirilmiş. Lady Sennuwy’in devasa heykeli de bunlardan birisi! Lady’nin ve 12. Hanedanlık döneminde Mısır’da üst düzey bir yönetici olan kocasının heykelleri 1913’de Kerma’da, Nubialı bir kralın mezar odasında bulunmuş. 

Bir tapınağın tavanında, kullanılmış papatya şekilli fayanslar esasen Mısır işçiliği imiş. Kerma şehrinde yeniden işlenerek şekil verilmiş ve kumtaşına gömülmüş.

Orta Krallık döneminin (Orta Krallık – M.Ö. 2040-1640) sonuna doğru Mısır hakimiyetinin zayıflar iken Kerma şehrine hakim Kush Krallığı yükselişe geçtiğini görüyoruz.

Mısır’ın işgali (Yeni Krallık -18.-20. hanedanlıklar): M.Ö. 1550 – 1070

Yeni Krallık döneminde (M.Ö. 1550 – 1070) Mısır toprakları daha da genişler ve Hartum’a (bugünkü Sudan başkenti) kadar ulaşır. Mısırlılar nehir boyunca idari ve dini merkezler, büyük tapınaklar inşa ederler. 18. Hanedanlık ile başlayan bu dönemde, daha önce yerel bir tanrı olan Amon tüm Nil vadisi boyunca “tek tanrı” olarak kabul edilir ve Nubialılar da Mısırlılar gibi “tanrıların tanrısı” Amon’u kabul eder. Bu inanca göre, 6. Hanedanlık döneminden bu yana güneş tanrısı Ra’nın soyundan geldiğini iddia eden firavunlar artık Amon-Ra’nın yeryüzündeki temsilidir.

Mısır topraklarının kutsal tanrısı “Amon” ve her duanın sonunda dile getirdiğimiz “amin” kelimesi arasında ilişki bana enteresan geldi!

66 yıl hüküm sürmüş güçlü ve meşhur firavun 2. Ramses’in de dahil olduğu 19. Hanedanlık sonrasında iktidara gelen 20. Hanedanlık döneminde Mısır devleti güç kaybetmeye başlar. 

Napata (25. Hanedanlık) dönemi: M.Ö. 750 – 332

Bağımsızlıklarını geri kazanmak isteyen Kush Kralı Piankhy, M.Ö. 750’de Mısır başkentini kuşatarak teslim alır ve 25. hanedanlığı kurar. Tüm Nil Vadisi ve Mısır üzerinde hakimiyet kurmuş olan Nubialı yeni firavun, Tanrı Amon-Ra’a bağlılığını sunar. Hakimiyetleri süresince Nubialılar Mısır kültürünü yaşatmaya devam eder, tarih yazmanlığı ve piramit inşa geleneğini sahiplenirler. Nubialıların kendi bakış açıları ile kaleme alınan ilk metinler, bu dönemine tarihlenir. 25. Hanedanlık süresince Mısır topraklarına hükmeden firavunlar “siyahi” olarak anılmaktalar.

Kral Piankhy, tüm Nil Vadisi boyunca süregelen ticaret ağını Nil Vadisi üzerinde gittikçe genişlemiş olan başkent Napata’dan yönetir.

25. Hanedanlık döneminde hükmetmiş Nubialı Kralların atlarının mezarında bulunmuş aksesuarlar

25. Hanedanlık döneminde hükmetmiş Nubialı Kralların atlarını süslemiş aksesuarlar

Sergide gördüğümüz çok şık aksesuar ve takıların arasında, 25. hanedan mezarlığında gömülmüş kral atlarının mezarlarında bulunmuş takılar da yer buluyor. Bunlar da diğer takılar gibi oldukça zarif şekilde tasarlanmış.

Nubialıların okçuluk becerileri çok yüksekmiş. Mezarlarda bulunan eşyalar arasında ok atmayı kolaylaştıran taş yüzük ve okçuluk araç gereçleri de sergileniyor.

Takıp çıkarmak için yanlardan menteşeli şekilde tasarlanmış yakalık, Napata döneminde bir kraliçenin mezarında bulunmuş. Altın ve gümüş alaşımlı aksesuarın ön yüzünde başında güneş diski taşıyan kanatlı Tanrıça İsis resmedilmiş. Anne figürü olarak tüm Mısırlıları kucaklayan İsis, Mısır tarihinin her aşamasında en büyük tanrıça olarak anılmış. Yakalığın arka taraftaki bokböceği figürü (döneme ait lahitler üzerinde de gördüğümüz üzere) dönüşümü ve yeniden doğumu sembolize ediyor.

Bu dönemde hanedan kadınları kolyelerinde ve göğüsleri üzerinde seramik parçalar taşırmış. Mısır kültüründen esinlenmiş bu süslerde tehlikeden, hastalıktan, kazadan ve kötülükten koruduğuna inanılan muskalar, tanrı Bes ve tanrı Pataikos figürleri popülermiş. Bazı figürlerin anlamı ise henüz çözülememiş!

altın ve gümüş alaşımlı yakalık üzerinde Tanrıça İsis figürü işlenmiş

altın ve gümüş alaşımlı yakalık üzerinde Tanrıça İsis figürü işlenmiş

Meroitik Dönem ( M.Ö. 332- M.S. 364): Romalılar ile savaş ve barış

Asurlulara yenilerek Mısır hakimiyetini kaybetmiş Nubialılar, eski başkent Napata’nın güneyinde Meroe (Sudan) kentine taşınırlar. Burada da saray, tapınak ve piramit inşa etmeye devam eder, çelik üretimini geliştirir ve Meroe alfabesini kullanmaya başlarlar.

Bu dönemde, Güney Mısır’da hakimiyeti ele geçirmiş Romalılarla savaşırlar. Romalılarla barış sağlanmasının ardından geçen birkaç yüzyıl boyunca istikrarlı bir dönem yaşayan Kush Krallığı M.S. 4 yüzyılda çölleşme, ticaret yollarının kaybı ve iç ayaklanmalar gibi nedenlerle zayıflar ve hakimiyetini yitirir.

Serginin son bölümünde ilgimizi çeken iki parçadan ilki, bu alfabe ile yazılmış ve henüz tamamen okunamamış bir dikili taş oluyor.

Kral Tanyidamani’nin ismini taşıyan ve Meroitik döneme (M.Ö. 180-140) tarihlenmiş dikili taş (stel) Napata yakınlarındaki kutsal alanda (Gebel Barkal) bulunmuş. Dört cephesi yazılı olan taşta kullanılan dil henüz tamamen çözülememiş. Alfabede 23 harf olduğu ve karşıladığı sesler biliniyor ancak tüm kelimelerin anlamları bilinemiyormuş. Kral, yenilmiş düşmanları karşısında ayakta ve Tanrı Amon önünde ibadet ederken resmedilmiş. Yazıtta genel olarak askeri zaferlerden bahsedildiği düşünülüyor.

antik Meroe alfabesi ile yazılmış stel günümüzde tamemen okunabilmiş değil

Antik Meroe alfabesi ile yazılmış stel günümüzde tamemen okunabilmiş değil

Ticaret gemileri ile Akdeniz topraklarından getirildiği düşünülen flüt ise ilgimizi çeken diğer parça oluyor. 

Meroe kazılarında bulunmuş bu “auloi” tunç, fildişi, kemik ve ahşap parçalardan oluşuyor ve M.Ö. 50 yılına dayandırılıyor. Helenistik veya Roma dönemi klasik müziğinde tercih edilen bu müzik aleti mitolojik olarak keyif, ve şarap tanrısı Dionysos ile ilişkilendirilmiş.

Akdeniz’e özgü (Frigya) bir enstrüman olmasına karşın günümüze kadar Afrika topraklarında ulaşmış nadide parça Kraliçe Amanishakheto’nun Meroe’deki mezarında bulunmuş.

Antik başkent Meroe’ye farklı bir sehayat deneyimini ve Sudan çöllerinde kalan Meroe piramitlerini Amerikalı fotoğrafçı ve muhabir Christopher Micheal’ın blogunda ve flickr sayfasında görebilirsiniz!

04.12.2019