Dolmabahçe Sarayı’nı gezerken bu salonda hanım sultanlar yemek yemiş, bu salonda padişahlar ziyaretçilerini ağırlamışlar diye düşünebilirsiniz. Sadece hayal kurmak ile yetinmek istemez iseniz ve o devirlere kullanılmış günlük ve kişisel eşyaları da görmek isterseniz Saray Koleksiyonları Müzesi’ni de görmelisiniz. Dolmabahçe Sarayı’nı gezmek için aldığınız standart bilet, aynı gün içinde bu müzede de geçerli oluyor!

Dolmabahçe Sarayı‘nda Selamlık ve Harem bölümlerini geziyorum. Sarayın ana binalarını gördükten sonra, Dolmabahçe Caddesi üzerinde Beşiktaş’a doğru yürüyor ve meydana varmadan zamanında saray mutfakları olarak kullanılmış olan Matbah-ı Amire Binası’na varıyorum.

Saray içinde amatör fotoğraf ve video çekimine izin verilmiyor.

Saray Koleksiyonları Müzesi’nin kuruluşu ve kapsamı

Bina 2006 yılında restore edilmiş. Saraylarda sergilenemen eşyaların gün ışığına çıkarılması, bir arada toplanması ve gün ışığına çıkarılarak modern bir depo-müzede sergilenmesi fikri ile müzeye dönüştürülmüş. Saray Koleksiyonları Müzesi’nde Müzede 19. yüzyıl Osmanlı saraylarında gündelik hayatta kullanılmış, Osmanlı İmparatorluğu’nun son yetmiş yılına tanıklık etmiş parçaları görebilirsiniz. 

Müze, Osmanlı tarihinin son yıllarında tahta oturmuş altı padişahın ve Halife Abdülmecid Efendi’nin eşyalarını kapsıyor. Cumhuriyet dönemi ile ilgili olarak da Dolmabahçe Sarayı’nda konaklamış olan Atatürk’e ve İsmet İnönü’ye ait birkaç parça sergilenmekte.

Daimi müzede, yaklaşık 43 bin parçalık koleksiyon içinden sembolik olarak seçilmiş yaklaşık 5 bin eşya sergileniyor. Koleksiyonun depo bölümünde kalan büyük çoğunluğu ise modern teknikler ile korunuyor ve ancak özel izne tabi olmak şartı ile uzmanlara ve araştırmacılara açık tutuluyor.

  • Üzerlerine sultanların, padişahların kokusu sinmiş ve müzede sergilenen gündelik eşyalar arasında şu başlıklar sayılabilir:
  • Saraylı küçük hanım ve beylerin bebeklik kundaklarından başlayarak yaş yaş kıyafetleri,
  • El işi oyalar, yazmalar, kırlent takımları, yemek örtüleri,
  • Porselen kahve takımları, padişah adına mühürlenmiş kristal sürahiler, bardaklar, tabaklar, gümüş ve altın kaplama yemek takımları, tencereler,
  • Çocukların boya kalemleri, resim defterleri, tuvaller, fırçalar, nota defterleri, müzik enstrümanları
  • Padişahlar tarafından kullanılmış yazı takımları, mühürler, daktilolar, telefonlar, kitabet gereçleri
  • Meclis-i Mebusan ve ilk TBMM’de kullanılmış yazı takımı örnekleri
  • İlaç sandığı ve ilaçlar, romatizma şok cihazı, dişçi ünitesi
  • Padişahlara ait gümüş tıraş takımları, valide sultanlara ait temizlik ve bakım gereçleri
  • El yazması Kur’ân-ı Kerim nüshaları, feraşet çantaları, işlemeli seccade ve örtüler
  • Hereke halıları, Yıldız porselen ürünleri, saatler, çini sobalar ve şamdanlar
Dolmabahçe Sarayı Hazine Kapısı

Dolmabahçe Sarayı Hazine Kapısı

Saray koleksiyonları – oyuncaklar

Bu kadar kişisel eşya arasında özellikle oyuncaklar ilgimi çekiyor. Müzedeki en geniş camekanlarından bir tanesi “Eğitim ve Oyun Gereçleri Koleksiyonu” için ayrılmış. İnanıyorum ki, el becerilerimizi ve hayal gücümüzü yani geleceğimizi bir zamanlar elimize tutuşturulmuş oyuncaklarımıza borçluyuz. 

Saray Koleksiyonları Müzesi’nde çoğunlukla son Halife Abdülmecid Efendi’nin kızı Dürrüşehvar Sultan’ın 10 yaşına kadar (ailesi ile sürgüne gönderilmeden önce) oynadığı oyuncakları, kitapları ve el işi ürünleri sergileniyor. Oyuncaklar arasında bebek, araba, bebek elbiseleri, oyuncak fil, mutfak gereçleri, dama, domino ve puzzle aklımda kalmış. Günümüzün legolarına benzer üzerinde “Anker taş yapı seti” yazan bir oyuncak ile ilgili bilgi panosunda şöyle yazıyor: Geometrik şekilerin çocuk zihin gelişimi için önemli anlaşılınca ilk kez 1840 yılında üretilmiş ve 1880’de Alman Friesrich Richter Richter Anker Yapı Seti firması patenti ile seri üretime başlamıştır.

Saray koleksiyonları – tekstil üretimi

Dönemin iki ana üretim ve ithalat başlığı olarak Hereke halısı dokumacılığı ve porselen üretimi sayılabilir.

Türk halısı ve özellikle Hereke halısı dönem aristokrasisi için önemli bir yere sahip. İtalya’nın Siena şehrinde düzenlenen geleneksel Palio yarışları öncesinde tarihi şehir meydanını gören tüm pencerelerde benzer motifli halılar asılmış olduğunu gördüğümde şaşırmıştım. Sonradan öğrendim ki; özel ve önemli günlerde, düğünlerde, resmi törenlerde pencerelere, balkonlara halı asmak zenginlik göstergesi sayılır ve bu halılar genellikle Türk halısı olurmuş. Anlaşılan bir zamanlar İtalya’da, diğer Avrupalı ve Rus hükümdarların saraylarında, ülkelerinde uygulanmış olan gelenek Siena’da hala sürdürülüyor! 

Konu ile ilgili detaylı bilgi için, sanat tarihi profesörü Nurhan Atasoy’un “Osmanlı Kültürünün Avrupa’daki Yansımaları : 1453-1699” kitabını önerebilirim.

Sultan Abdülmecid döneminde kurulan “Hereke Fabrika-i Hümayunu” 1845’de saraylara döşemelik ve perdelik kumaş üreterek faaliyete başlamış.

1850’de Fransa’dan getirilen tezgâhlarda ipek kumaş üretimi başlar. 1891’de yüz adet yeni tezgâh getirtilir ve halı dokumacılığına başlanır. Fabrika 1938’de Sümerbank’a bağlanır. Günümüzde Milli Saraylar çatısı altında müzelerin ihtiyaçlarını karşılayacak ölçüde üretim de yapan fabrika müze statüsü kazanır. Gezi sırasında sohbet ettiğim bir görevli, fabrikanın valiliğe bağlanmasının gündemde olduğunu ve restorasyon nedeni ile ziyarete kapalı olduğundan bahsediyor.

Saray koleksiyonları – çinicilik ve porselen üretimi

İstanbul’da çinicilik 18. yüzyıl basından Galata’da, Balat’da ve Beykoz’da çalışan küçük atölyelerde başlamış olsa da batı tekniği ile İstanbul’da ilk porselen fabrikası 1845’de Beykoz’da kurulmuş.

Sultan 2. Abdülhamit döneminde Türk çini sanatını canlandırmak, yeni bir yön ve hız vermek amacıyla 1891 yılında Yıldız Sarayı bahçesinde Saray himayesinde Yıldız Çini Fabrika-i Hümâyûnu kurulur. Burada, saray dekorasyonunda kullanılmış ve armağan olarak yabancı hanedanlara sunulan çiniler, porselenler üretilir.

Yıldız Çini Fabrika-i Hümâyûnu’ndaki üretim, 1909 yılında, Sultanın tahtan indirilmesiyle durdurularak ve fabrika Müze-i Hümâyûn Müdürlüğü’ne bağlanır. Fabrikanın yeniden üretime geçmesi için müze müdürü olan Osman Hamdi Bey girişimlerde bulunmuş olsa da üretim ancak 1911’de yeniden başlar.

Özellikle, 1. Dünya Savaşı’nda ülkenin gereksinim duyduğu ve örnekleri müzede de sergilenen telefon ve telgraf izolatörleri için porselen fincanların üretimi önemlidir.

Günümüzde Milli Saraylar’a bağlı olan müze-fabrika bir yandan modern yöntemlerle porselen eşya üretirken öte yandan geçmişi günümüze taşıyan projeler için replikalar üretmektedir.

Aklımda kaldığı kadarı ile Osmanlı sultanları içinde sadece Sultan 2. Abdülhamid (1876-1909) döneminde kullanılmış mutfak servis eşyalarının yaldız süslemelerine Osmanlı arması ve sultanı simgeleyen Latince baş harfleri A.H. harfleri işlenmiş. Çekya’nın Karlovy Vary şehrinde, “krallara özel” moser porseleni ile üretilmiş sofra takımı müzede görülebilir. 

Londra’da British Museum Müzesi’ni gezerken de çağdaşı İngiliz Kraliçe Victoria adına işlenmiş kadehler dikkatimi çekmişti.

Öte yandan, 2. Mahmut’un eşi, Abdülaziz’in annesi olan Pertevniyal Valide Sultan adına işlenmiş olan ayaklı şamdanları ve fenerleri de saray koleksiyonları arasında görmek mümkün.

Dip notlar

Müzede yer alan farklı camekanları gezerken not aldığım bir kaç detayı daha ilave etmek isterim:

  • Tanzimattan 2. Meşrutiyet dönemine kadar 4 Osmanlı Sarayı’nda eczane (eczane-i hümayun) kurulmuş (Topkapı, Dolmabahçe, Beylerbeyi ve Yıldız Sarayları).
  • İslam geleneğinde güzel kokmak ve güzel kokular sürmek sünnet olduğu için 1840 sonrasında Avrupa’dan saraya alkol içerikli parfüm ve kolonyalar da getirtilmiş.
  • Dolmabahçe Sarayı’nın harem bölümünde doktorun çalışması için bir oda ve dişçi koltuğu tahsis edilmiş. Doktor, belirli günlerde bu odaya gelerek saray ahalisini tedavi edermiş.
  • 2 Mahmut, alaturka şekilde yer sofrası yerine batılı usülde masada oturarak yemek yiyen ilk padişah olmuş. 1856’da saray inşası bitimi ve Kırım Zaferi şerefine sarayda verilen davette hem alaturka hem de alafranga sofralar kurulmuş.

Ocak 2013