Toros Dağları’nı aşmayı plandığımız kamp rotamızın üçüncü gününde Kozan Köyü’ne ve Uçansu Şelaleri’ne doğru ilerleyeceğiz. Torosların etekleri genellikle çamlık ve engebeli. Akşam için uygun bir yer bulup kamp kurma niyetindeyiz.

– – o – – 

Yeni güne Döşemealtı’nda, Ekşili Göleti çevresinde kurduğumuz kampta, kuş sesleri ile uyanıyoruz.

Sükunet ile, aheste aheste yaptığımız kahvaltının ardından bulaşıklarımızı yıkıyor ve bugünün rotası üzerinden geçiyoruz. İlk alternatifimize göre, şehir merkezine iner ve Düden Şelalesi’ni, Kurşunlu Şelalesi’ni ve Perge Antik Kenti’ni gördükten sonra Serik ormanlarına doğru dönebiliriz. Veya şehir merkezine hiç dönmeden köy yollarını takip ederek Kozan Köyü’ne doğru ilerleyebiliriz.

Çadırı toplamaya başlamışken yol tarafında yükselen gürültüden anlıyoruz ki elimizi çabuk tutmalıyız. Son ses arabeskin dibine vurmuş gençler bir mesai gününde, saat henüz 10 bile olmamışken  ellerindeki bira kutularını tokuşturmaya başlamışlar bile. Geçen sene yaptığımız Batı Karadeniz bölgesi kamp rotamızda da gözlediğimiz gibi, ülke genelinde işsizlik ve çevresindeki herhangi bir canlıya veya doğaya karşı duyarsızca, umarsızca yaşayıp giden genç nüfus günden güne artmakta!

Serik Uçansu Şelaleleri’ne nasıl gidilir?

Toroslardan gelen buz gibi kar suyu ile beslenen Aşağı Uçansu ve Yukarı Uçansu Şelalerine gitmek için off-line çalışan wikiloc uygulaması üzerinde, daha önce kaydedilmiş bir rotayı takip ediyoruz. Bölgedeki köyler Antalya şehir merkezine yaklaşık 60 km mesafede. 

Deniz seviyesine göre çok yüksekte değiliz ancak Kozan Köyü’ne doğru tırmanmaya başladığımızda aracımızda bir arıza baş gösteriyor ve motor su kaynatmaya başlıyor.

Arızaya anlam veremiyor ve köye varana kadar yolda sık sık durup radyatöre su ekliyoruz.

Hal böyle olunca, şose yoldan ormana saparak Uçansu-1 Şelalesi’ne çıkmak yerine bir kaç km daha uzakta ama daha düzgün bir yolu olan Kozan Köyü’ne gitmeye karar veriyoruz.

Bu rota üzerinde, yüksek bir binek veya özellikle yağışlı mevsimlerde arazi aracı kullanıyor olmanız daha konforlu olacaktır. Yolda, yıkılıp devrilmiş ve kenara çekilmiş çam ağaçları görüyoruz.

– – o – – 

Kozan Köyü pek büyük bir köy değil. Köy yolundaki tabelayı takip ederek Pednelissos Restoran‘a varıyoruz. Burada, hem karnımızı doyurmak hem de şelaleye giden yürüyüş parkuru ve ormanda kamp kurabileceğimiz yerler hakkında danışmak niyetindeyiz.

Sesimizi duyan Süleyman Hoca bizi bahçe kapısında karşılayıp içeri davet ediyor. Eşi Gonca abla hemen birer bardak soğuk su ikram ediyor ve sohbet başlıyor.

Gonca abla çay demlemiş getirirken kapıda beliren bir gezgin daha aramıza katılıyor ve konu konuyu açıyor.

Barış Antalya’da yaşıyor ve izin günlerinde, fırsat buldukça yakın çevrede doğa gezileri yapıyormuş. Birkaç gün önce Kemer tarafında imiş ve fırtınadan dolayı tekneler denize açılamamış. Süleyman abi de dün gece Kozan’da büyük bir fırtına çıktığını anlatıyor, hatta çatıdaki brandanın bile bahçeye uçtuğunu gösteriyor. 

Yaklaşık 15 yıl önce emekli olup köyüne dönme kararı olan emekli öğretmen Süleyman Hoca, eşi ile birlikte Kozan’da çok güzel bir bahçe kurmuş. Gönüllü bir kültür ve turizm elçisi olarak önce çocukluğunda keşfettiği Pednelissos Antik Kenti’nin tanınmasını sonra da orman içinde alternatif yürüyüş parkuları açılmasına ön ayak olmuşl. Bu kadar güzel yerlerin tanıtılmasını ve ulaşılabilir olmasını sağlamış.

Süleyman abi bize bölgeyi anlatırken, biz de yıllardır farklı farklı ülkelerden gelmiş ve burada keyifli bir tatil geçirmiş turist gruplarının yazdığı, resmettiği anı defterinin sayfalarını karıştırıyoruz.

Barış, buraya gelmeden önce köye yaklaşık 2,5 km mesafedeki Aşağı Uçansu Şelalesi’ne gittiğini söyleyince meraklanıyorum. Lafının devamında, karşılaştığı pis ortamda dehşete düşüp şelalenin dillere destan havuzunda bile yüzmeden geri aracına döndüğünü anlatıyor, maalesef. Bir kaç yıl önce, ulaşımı daha kolay ve düz ayak olan bu şelale etrafında turistik bir yapılanmaya izin verilmiş. Başarısız bir girişim sonrasında bilinçli bir turizmci ahşap bir tesis inşa etmiş. Yerli yabancı çok sayıda misafir ağırlamış. Yakın tarihte çıkan bir yangın neticesinde ise hem tesis hem de çevresindeki ormanlık alan yanmış bitmiş, kül olmuş. Hali ile, bu ormanlar bilinçsiz piknikçilere ve kampçılara karşı artık daha sıkı denetleniyor ve yağmur mevsimi öncesinde mangal ateşi, kamp ateşi yakmak hatta cigara tüttürmek bile yasak!

Sohbet etmek güzel de güneş devrilmeye başladı, biz nereyi gezeceğiz, nerede kamp kuracağız?

“Ne oturuyoruz o zaman” diyor Süleyman abi. “Giyin mayolarınızı, sizi Kral Havuzu’na götüreyim!”

Orman yanıyor!

orman yanıyor!

yangın var!

Havuza vardığımızda karşı köydeki yangını daha net görebiliyoruz!

Evden yola çıktıktan kısa süre sonra farkettiğimiz dumanlar 10-15 dakika içinde alevlenmiş ve göğe kadar tırmanmış görünüyor. Alevler arasında çıtırdayan dalların, yavrusunu çağıran ceylanın, kaçışan farelerin seslerini adeta kulaklarımızda duyuyoruz.

Aklı ermeyip de ateş yakan olursa, gözü ile görsün, okusun diye bir dağın başında, ormanın içinde dikilmiş “ateş yakmayın” tabelasının önünde dikiliyor ve Akdeniz’e kadar uzanan ormanın bir köşesinde yükselen dumanları seyrediyoruz. İronik değil mi?

Telefonun çektiği bir noktadan Süleyman Hoca köy muhtarı ile konuşuyor ve karşımızda yangına müdahale eden uçakları görebiliyoruz. Akşam aldığımız habere göre ise, neyse ki yangına kısa sürede müdahale edilmiş ve ancak evlere 150 metre kala söndürülmüş. Önceki gece çıkan fırtınada devrilen elektrik direklerinden kaynaklandığı ve rüzgar ile kısa zamanda büyüdüğü söylenmiş.

– – o – – 

Pisidya uygarlığına özgü kalkan ve mızrak motifi

Pisidya uygarlığına özgü kalkan ve mızrak motifi

Daha önce başak bir iklimde, toplanmış kurutulmuş iken gördüğüm ve kahvesini içtiğim menengiç meyvesini ağacından toplayıp yiyoruz. Kırmızılar henüz olmamış, yeşillerini almak gerek!

Bugün ilk kez bir sandal ağacı görüyorum, daha doğrusu, yöresel ismi ile çilek ağacı! Bu ifade bana enteresan geliyor. Internetten araştırdığım kadarı ile aynı aileden ama farklı iki ağaç türü söz konusu. 

Toroslarda gördüğümüz bu güzel ağaç Arbutus Andrachne, İngilizce de de Greek Strawberry Tree olarak anılıyor. Meyveleri daha ufak ve tatsızmış. Ege sahilinde, Urla‘da, etrafını saran çalılar arasından her yerimizi dikenler bata bata topladığımız pamuk şeker gibi çileklerin ağacı ise yine aynı aileden, Arbutus Unedo veya Kocayemiş olarak geçiyor. Aromatik yağı ve kokusu ile ismini duyduğumuz sandal ağacı ise, tropik iklimlerde yetişen ve farklı bir aileden olan Santalum Album imiş.

Daha önce Beydağları yaylalarında tanıştığım Toros Sedirini bugün göremiyorum. Bugün yine yeniden tek gördüğüm Torosların muhteşem yeşili! Ne Doğu Anadolu dağlarına ne de Doğu Karadeniz’e benziyor; gözümü alamıyorum.

sandal ağacı veya yerel ismi ile çilek ağacı: Arbutus Andrachne

sandal ağacı veya yerel ismi ile çilek ağacı: Arbutus Andrachne

Çevrede keçi boynuzu ağaçları da var ama belli ki meyveleri toplanmış. Yerde bulduğumuz bir parçayı bölüşüp kemiriyoruz. Süleyman abi bir yandan Barış diğer yandan 5-6 metre yüksekteki ağaç dallarına dolanmış asmalardan üzüm toplarken şaşkınlığımı gizleyemiyorum. Daha önce dolana dolana evin cumbasına kadar çıkmış asmadan üzüm toplamıştım ama bu kadarını hiç beklemiyordum!

Topladığımız bir kaç salkımı yürürken yiyor, eve dönerken ise ise kucaklarımızı iri iri üzüm salkımları ile doldurmaktan geri durmuyoruz!

Patika üzerinde bir kaç hayvan izi görüyoruz. Barış bir ara karşı taraftan küçük bir yaban domuzu geçtiğini görüyor ama biz beklediğimizde arkasından gelen giden olmuyor. Yakınlarımızda bir grup var ise bile, kokumuzu almış ve gürültümüzü duyup uzaklaşmış olmalılar.

– – o – – 

Bahardan itibaren erimeye başlayan kar suları ile dolmuş havuzun suyu, kurak yaz aylarında biraz çekilmiş ve debisini yitirmiş. Kireçtaşı içeren kalker yapının çökmesi ile oluşmuş ve Pamukkale travertenleri gibi beyaz bir görünüm kazanmış havuza dalmak da mümkün ama benim aklıma yatmıyor doğrusu. Taşlığın sonunda, insan eli ile şekillendirilmiş basamaklar benim gibiler için gayet uygun. Tüm gün parlayan güneş ile ısınmış su yine de buz gibi! Fazla oyalanmadan suya giriyorum ve ancak bir dakika kadar titredikten sonra kendime gelebiliyorum.

Havuzun geneli 2 metre derinliğinde ve fotoğrafından da anlaşılacağı üzere ancak bir kaç kulaç genişliğinde. Nam-ı değer Kral Havuzu ismini hakediyor!

Doruktan gelip havuza dolan ve akıp giden buz gibi su ise hemen altımızdaki Uçansu-2 Şelalesi’nin havuzunu dolduruyor.

Üstümüzü giyip ormanda dolaşmaya devam ediyoruz. Şaşkın şaşkın çevremizi seyrederken yaklaşık 500 metre dolaşıp Uçansu-2 Şelalesi’ne varıyoruz.  Az önce yüzdüğümüz havuzdan 70 metre aşağıya dökülen su, burada geniş bir havuz daha oluşturmuş. Dev ağaçlar ve zakkum çiçekleri arasında o kadar huzurlu bir ortam ki!

Suyun soğukluğundan ve su içine yayılmış yosunlara takılmaktan endişe ediyor ve bu havuza girmiyorum. Suya giren arkadaşların vicdanları ise el vermiyor. Kurak mevsimde ancak damla damla akan şelalenin altına kadar yüzüp birikmiş çöpleri de beraberlerinde toplayıp getiriyorlar.

Kozan Uçansu Şelalesi

Serik Uçansu Şelalesi

Her ne kadar bu blogu yazarak, şahit olduğumuz güzellikleri hatırlamak ve aktarmak istiyor olsam da, göz görürken dil bir yere kadar susabiliyor. Lafı uzatmadan açıkça diliyorum ki, bu cennet ormanlarda hiç bir zaman asfalt dökülmesin! Dilerim doğaya sığınmaya ve burada sadece huzur bulmaya niyeti olmayan kimse de buralara gelmesin, gelemesin!

Konaklama:

Toroslar`da, orman içinde küçük bir köyde cins cins tavuklar, horozlar, mini mini civcivler, paçalı güvercinler, keçiler ve tabi ki kazlar ile keyifli bir ortam sunan Pednelissos Restoran’ı haritanızda işaretlemenizi öneririz! 

Burada son derece neşeli bir aile ile tanışabilir, birlikte sohbet edebilir ve ormanı keşfedebilirsiniz. Bahçelerinde bizim gibi kamp kurabilir veya bungalovlarda konaklayabilirsiniz.

bugüne kadar kurduğumuz en konforlu kampımız, şaşkınız!

bugüne kadar kurduğumuz en konforlu kampımız, şaşkınız!

Pednelissos Antik Kenti:

Restorana yaklaşık 1 km mesafedeki tabeladan sonra başlayan tırmanış parkuru ile Bodrumkaya tepesinde kurulmuş antik kent kalıntılarına ulaşabilirsiniz. Yerleşim kalıntıları, ilk kez 1914’de İtalyan araştırmacılar tarafından ziyaret edilmiş ve akademik anlamda “olasılıkla Pednelissos” antik kenti olarak ifade edilmiş. Pednelissos Antik Kenti bir Pisidya kenti olarak biliniyor ancak henüz kapsamlı bir kazı ve belgeleme çalışması yapılmamış.

Pisidyalılar, günümüzde Isparta, Burdur ve Antalya’nın kuzey bölgesinde yayılmış. Daha önce gezdiğimiz Sagalossos ve Termessos gibi heybetli şehirler kurmuş halkın kökeninin, Anadolu’nun kadim halklarından birisi olan Luvi’lere dayandığı biliniyor.

Ulaşımı zor ve son derece korunaklı kalalerinin çevresinde boylar halinde yaşayan halk savaşır ve geçimini yağma ile sağlarmış. 1. yüzyıldan itibaren kentleşme izleri ve sikke basıldığı görülüyor. Roma devrinde, beş iyi imparator döneminde başlayan barış atmosferi ile sosyal, kültürel ve ticari hayat gelişmiş. Bölgede Roma kolonileri de kurulmuş ve tiyatro, tapınak, agora, yol gibi önemli imar çalışmaları yapılmış. Artan refah ile birlikte, 2. ve 3. yüzyıllarda özellikle büyük kentlerde yapılan kazılarda masraflı eğlenceler düzenleniği, gladyatör dövüşleri, boğa güreşleri yapıldığı bulunmuş.

Büyük şehirler arasında bir geçiş noktası olmuş Pednelissos Antik Kenti bölgesinde de özellikle tapınak kalıntısının ilgi çekici olduğunu anlatıyor Süleyman Hoca.

Kozan çevresinde kurdukları şehir bir süre sonra terkeden halk, yaklaşık 5 km mesafedeki Haspınar (Hasgebe) bölgesine taşınmış. 

Coğrafyanın bir o kadar daha doğusundan geçen Köprüçay Vadisi (Köprülü Kanyon) antik dönemin iki uygarlığı Pisidya ile Pamfilya arasında sınır oluşturuyor. Bu anlamda, Pednelissos ve Selge sınır kentleri olarak da ifade edilebilir.

– – o – – 

Gel gör ki, su kaynatan aracımız ile kısa da olsa rampa çıkmak istemiyor ve Gebiz’e doğru iniş yoluna sapıyoruz. Süleyman Hoca’nın tavsiye ettiği usta bir çözüm bulamaz ise bugünkü rotamızı Köprülü Kanyon yerine Antalya Oto Sanayi’ye doğru çevireceğiz. 

17.09.2019